Kategori: Yapay Zeka ve Eğitim

  • Teknoloji neden eğitim süreçlerine hızlıca entegre ve yeterince verimli olamıyor?

    Teknoloji neden eğitim süreçlerine hızlıca entegre ve yeterince verimli olamıyor?

    Dürüst konuşalım: Okullarda yapay zekaya “hemen şimdi” geçmek kulağa cazip geliyor ama gerçek hayatta işler biraz daha karmaşık. Evet, yapay zekâ, veri analitiği bize hızı, şeffaflığı ve ölçülebilir sonuçları vaat ediyor; yine de bir kurumun bu araçları gündelik akışına yerleştirmesi bir düğmeye basmak kadar kolay değil. İlk tökezleme çoğu zaman planla pratik arasındaki boşlukta oluyor: “Ne kullanacağız, niçin kullanacağız, nasıl ölçeceğiz?” soruları netleşmeden atılan adımlar kısa sürede motivasyon kaybına dönüşüyor.

    Bir diğer mesele güvenlik ve mahremiyet; öğrencilerin ve öğretmenlerin verileri söz konusu olunca herkes haklı olarak temkinli davranmak istiyor. Bu temkin, sağlam parola politikalarından yedeklemeye, kimlik avı farkındalığından erişim yetkilerine kadar küçük ama kritik alışkanlıklar gerektiriyor ve bu alışkanlıkları yerleştirmek zaman alıyor.

    Kapasite tarafında da duvara çarpabiliyoruz: kurmak kolay, fakat öğretmenlerin ölçme-değerlendirme takvimlerini, rubriklerini, geri bildirim rutinlerini bu sisteme taşımak; yöneticilerin de buradan gelen veriyi gerçekten kararlarına yansıtması ayrı bir emek.

    Üstelik kültürel direnç de var: Yıllardır işleyen yöntemleri olan insanlar “Bu iş benim işimi kolaylaştıracak mı, yoksa daha çok ekran başında kalmama mı yol açacak?” diye soruyor. Bu noktada şeffaf iletişim ve küçük, görünür kazanımlar çok işe yarıyor. Peki daha insancıl ve gerçekçi bir yol haritası nasıl olur?

    Önce amaçta anlaşalım: “Teknoloji kullanmış olmak için teknoloji” yerine, bir dönem boyunca tek bir probleme odaklanan küçük bir pilot seçin; mesela devamsızlığı düşürmek ya da geri bildirim hızını artırmak. Bu pilot için üç şeyi birlikte tasarlayın: süreç (kim neyi, ne zaman yapacak), veri (hangi göstergeleri izleyeceğiz) ve güvenlik (şifre, yedek, yetki, ihlal planı).

    Öğretmenlere ve idari ekibe “hemen ideal olalım” baskısı yerine, haftalık 30 dakikalık mikro atölyeler ve birbirinden öğrenme oturumları sunun; herkes aynı ritimde ilerlemeyecek, bu normal.

    Öğrenci ve veliyi de baştan ortak yapın: Ne toplanıyor, neden toplanıyor, size nasıl fayda sağlayacak; açık ve sade bir dille anlatın. Seçtiğiniz araçlar için karmaşık paneller yerine “günlük kullanım için üç adım” tarzı kısa akışlar hazırlayın; insanların ilk 10 dakikada başarı hissi yaşaması, sistemi benimsemeyi hızlandırır.

    Yapay zekâ tarafında ise minimalist davranın: Sizi gerçekten destekleyen iki-üç senaryoya odaklanın (erken uyarı, otomatik geri bildirim taslakları, içerik düzenleme gibi) ve her senaryoya “insan kontrolü” adımı ekleyin; kararlar nihayetinde insana ait olsun.

    Ay sonunda küçük ama net bir değerlendirme yapın: Hangi göstergede kaç puan ilerledik, hangi adım zorladı, nerede sadeleştirebiliriz? Bu iç görüleri ekiple paylaşın, görünür kılın ve gelecek döneme yalnızca işe yarayan parçaları taşıyın. Kısacası, teknoloji entegrasyonunu seri küçük koşular olarak düşünün. Önce güven ve mahremiyeti oturtan basit önlemler, ardından tek bir probleme odaklı pilot, şeffaf iletişim ve küçük kazanımlar; sonrasında adım adım ölçekleme… Böyle ilerlediğinizde teknoloji, kimsenin üzerine yük olmayan, tersine nefes aldıran bir yardımcıya dönüşür. En güzel yanı da şu: Bir kez doğru kurulduğunda, sistem sizin yerinize tekrar eden işleri üstlenir; siz de zamanınızı öğrencilerin öğrenmesini iyileştiren asıl meseleler için kullanırsınız.

    Yazar: Said Nihat Önal

  • Öğretim Sürecinde İnsan ve Teknolojinin Dengesi

    Öğretim Sürecinde İnsan ve Teknolojinin Dengesi

    Geleneksel öğretim yöntemleri yıllarca öğrenciler ve öğretmenler arasında kurulan doğrudan etkileşim üzerine inşa edilmiştir. Tahtaların dijitalleşmesi, kitapların çevrimiçi platformlara taşınması gibi adımlar sınıf deneyimini değiştirmiş olsa da, öğretmen-öğrenci ilişkisi eğitim sürecinin temelini oluşturmaya devam etmiştir. Günümüzde yapay zekâ, bu ilişkide yeni bir boyut kazandırarak öğrenme süreçlerini kişiselleştirme ve anlamlandırma imkânı sunmaktadır.

    Kişiselleştirme, yapay zekânın eğitimdeki en belirgin katkılarından biridir. Öğrencilerin aynı konuyu farklı hızlarda ve yöntemlerle öğrenebileceği düşüncesi, geleneksel müfredat anlayışına meydan okumaktadır. Yapay zekâ tabanlı öğrenme platformları, öğrencinin önceki başarılarını, öğrenme tercihlerini ve davranışlarını analiz ederek ona özgü bir öğrenme yolu tasarlayabilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca akademik başarıyı artırmakla kalmaz, aynı zamanda öğrencinin özgüvenini de destekler. Geleneksel eğitimde “yetişemeyen öğrenci” kavramı yerine, yapay zekâ ile “kendine özgü öğrenen birey” anlayışı ön plana çıkmaktadır.

    Yapay zekâ, öğrenme sürecini kesintisiz ve dinamik hâle getirir, öğrencinin sadece değerlendirilmesini değil, aynı zamanda yönlendirilmesini sağlayabilir.

    Yapay zekâ sistemleri bilişsel gelişimin yanı sıra duygusal öğrenmeye de katkı sunar. Duygu analizi yapan uygulamalar, öğrencinin derse ilgisini, motivasyonunu ve zorlandığı alanları belirleyerek öğretmenin dersini yeniden yapılandırmasına imkân tanır. Bu sayede teknoloji, öğrenciyi anlamaya yardımcı bir araç hâline gelir.

    Öte yandan yanlış kullanıldığında öğrencilerin yaratıcılığı ve eleştirel düşünme becerileri olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle yapay zekâ, rehberli ve bilinçli bir biçimde kullanılmalı, öğrencinin düşünme yeteneğini desteklemelidir.

    Türkiye’de eğitim politikalarında yapay zekâya verilen önem artmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenler için dijital yeterlik eğitimleri ve yapay zekâ farkındalık programları başlatmıştır. Üniversiteler araştırma merkezleri aracılığıyla pedagojik ve teknolojik boyutları bir arada ele almaktadır. Bu süreçte okulların teknik altyapısının güçlendirilmesi, öğretmenlerin desteklenmesi ve öğrencilerin aktif katılımı, sürdürülebilir bir dönüşümün anahtarıdır.

    Eğitimde yapay zekâ, öğrenmeyi daha kişisel, etkileşimli ve erişilebilir hâle getirebilir. Ancak bu dönüşüm, insan unsurundan koparsa anlamını yitirir. Teknoloji, öğretmeni değil öğretim sürecini dönüştürmelidir. Öğrenciler, makinelerle yarışmak yerine onların rehberliğinde kendilerini tanımayı öğrenmelidir. Geleceğin sınıflarında başarı, algoritmaların değil, insan aklının ve vicdanının gücüyle ölçülecektir. İyi bir eğitim, her zaman insanla başlar.

  • BİLMEK DEĞİŞTİRİR

    BİLMEK DEĞİŞTİRİR

    Yapay zekayı hayatımızın birçok alanında kullanıyoruz. Yaptığımız ödevlerde, oluşturacağımız bir planda, karar vereceğimiz önemli konularda, bir yazı fikri ararken, sayfalarca slaytı özetlemek için… gibi daha birçok alan sayabiliriz. Uzun vakitlerimizi alacak işleri saniyeler içinde halledebilir durumdayız. Tüm bunlar için konu sınırlamamız da yok. Birçok meslekteki teknik bilgilere, sanata, spora, teknolojik gelişmelere, yemek tarifi almaktan akademik yazılar yazmaya, yazım hatalarını düzeltmekten yeni bir metin oluşturmaya kadar geniş bir kullanım alanı sunuyor. Bu yenilik hayatımıza hızlı bir şekilde ve artarak yerleşir durumda. Şimdilerde bile her alanda ve her yaş grubunda kedini gösterdiğini görüyoruz ve bunun artarak devam edeceğini söylemek güç değil. Haliyle değişen ve kökleşen bu sistemi tanımak, nasıl işlediğinive nasıl yaklaşacağımızı bilmek durumundayız. İlk sorumuzla başlayalım.

    Yapay zeka nerdeyse her konuda nasıl bilgi sahibi olabiliyor ve bunları nasıl işliyor?

    Edindiği bilgileri veri tabanında depolayıp aralarında istatistiksel bağlantılar kuruyor. Böylece mevcut verilerden hareketle yenilerini öğrenebiliyor. Tabi bunları belli algoritmalarla yani mantıksal çerçeveyle yapıyor. Edindiği verileri işleyebilmesi, aralarında bağlantı kurabilmesi için algoritmalara ihtiyacı var. Algoritmalar olmadan öğrenemez, veriler arasında ilişki kuramaz, üretim yapamaz. Yani algoritmalar için “beyin” benzetmesi yapabiliriz. Aslında en başta yapay zekanın bir insan gibi olmadığını, verilerden hareketle öğrenme gerçekleştirdiğini hatta öğrenmeyi de algoritma dediğimiz kalıplarla yaptığını görüyoruz.

    Peki bunun taşıdığı riskler var mıdır?

    Yapay zekadan bir özetleme, veri analizi, görsel-metin oluşturulması istendiğinde veri tabanındaki bilgileri kullanarak sonuç verir ancak bu bilgiler depolanırken bilginin doğruluğu, yanlışlığı ya da etik oluşuyla ilgili herhangi bir kriter gözetilmez. Girilen her bilgi bunlara bakılmaksızın depolanır. Ve ilgili konularda kullanıcıya sunulur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta da burasıdır. Girilen bilgiyi sadece sorulduğu yönüyle ve sahip olduğu verilerle sonuçlandırması. Elbette elindeki verilerle birçok komplike işi başarılı biçimde yapabiliyor. Ancak içeriğin doğruluğunu biz kullanıcılar eleştirel şekilde değerlendirmezsek bu durum bir risk halini alacaktır.

    Sizler de yapay zeka entegreli araçları kullanırken bunu yaşamışsınızdır ya da çevrenizde duymuşsunuzdur. Yanlış sonuç verdiği, konuyla hiç ilgisi olmayan şeyleri varmış gibi aktardığıgörülüyor.Yanlış sonuç verebileceği ihtimalinden verdiği cevapları ciddiye almama durumu da görülüyor. Yapay zekayı kullanan her kesim aynı fikirde ve farkındalıkta değil.Yapay zekayı güvenilir bulan, sonucun teyidini gerek görmeyen, “yazdığı doğrudur” diye düşünenler de var.Yapay zekabir araç ve bilinçli kullanımda çok daha faydalı sonuçlar veriyor. İki durum içinde çözüm eleştirel yaklaşmak diyebiliriz (tek çözüm bu değil elbette yazı bağlamında burayı ele alıyorum).Böylece hatalı bilgiler varsa fark edilir, farklı şekilde sorulur ya da başka kaynaklara başvurulabilir. Kullanıcı için düşünmenin, bilgiyi organize etmenin, doğru olana ulaşma istediğinin korunduğu daha faydalı bir sürece dönüşmüş olur.

    Sonuç olarak eleştirel düşünme, yapay zekanın risk haline gelmemesi için dikkat edilmesi gereken bir nokta olarak karşımıza çıkmakta. Yapay zekayı kullanırken edilgen durumda kalmamak, bilgi alışverişi yapılan, doğru kullanımla fikirleri genişleten ufuk açan bir araç olarak kullanmak için bu düşünme eylemine aktif olarak katılmak gerekir. Verdiği cevapları bağlama, konuya, doğruluğuna ve etik oluşuna bakarak incelemeyi gerektirir.Farkındalıkla kullanıldığında çok daha ufuk açıcı olacağı düşüncesindeyim.

    Yazımı burada sonlandırıyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Sonraki yazılarda görüşmek üzere…

    Ayşe UZUN