Geleneksel öğretim yöntemleri yıllarca öğrenciler ve öğretmenler arasında kurulan doğrudan etkileşim üzerine inşa edilmiştir. Tahtaların dijitalleşmesi, kitapların çevrimiçi platformlara taşınması gibi adımlar sınıf deneyimini değiştirmiş olsa da, öğretmen-öğrenci ilişkisi eğitim sürecinin temelini oluşturmaya devam etmiştir. Günümüzde yapay zekâ, bu ilişkide yeni bir boyut kazandırarak öğrenme süreçlerini kişiselleştirme ve anlamlandırma imkânı sunmaktadır.
Kişiselleştirme, yapay zekânın eğitimdeki en belirgin katkılarından biridir. Öğrencilerin aynı konuyu farklı hızlarda ve yöntemlerle öğrenebileceği düşüncesi, geleneksel müfredat anlayışına meydan okumaktadır. Yapay zekâ tabanlı öğrenme platformları, öğrencinin önceki başarılarını, öğrenme tercihlerini ve davranışlarını analiz ederek ona özgü bir öğrenme yolu tasarlayabilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca akademik başarıyı artırmakla kalmaz, aynı zamanda öğrencinin özgüvenini de destekler. Geleneksel eğitimde “yetişemeyen öğrenci” kavramı yerine, yapay zekâ ile “kendine özgü öğrenen birey” anlayışı ön plana çıkmaktadır.

Yapay zekâ, öğrenme sürecini kesintisiz ve dinamik hâle getirir, öğrencinin sadece değerlendirilmesini değil, aynı zamanda yönlendirilmesini sağlayabilir.
Yapay zekâ sistemleri bilişsel gelişimin yanı sıra duygusal öğrenmeye de katkı sunar. Duygu analizi yapan uygulamalar, öğrencinin derse ilgisini, motivasyonunu ve zorlandığı alanları belirleyerek öğretmenin dersini yeniden yapılandırmasına imkân tanır. Bu sayede teknoloji, öğrenciyi anlamaya yardımcı bir araç hâline gelir.
Öte yandan yanlış kullanıldığında öğrencilerin yaratıcılığı ve eleştirel düşünme becerileri olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle yapay zekâ, rehberli ve bilinçli bir biçimde kullanılmalı, öğrencinin düşünme yeteneğini desteklemelidir.
Türkiye’de eğitim politikalarında yapay zekâya verilen önem artmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenler için dijital yeterlik eğitimleri ve yapay zekâ farkındalık programları başlatmıştır. Üniversiteler araştırma merkezleri aracılığıyla pedagojik ve teknolojik boyutları bir arada ele almaktadır. Bu süreçte okulların teknik altyapısının güçlendirilmesi, öğretmenlerin desteklenmesi ve öğrencilerin aktif katılımı, sürdürülebilir bir dönüşümün anahtarıdır.
Eğitimde yapay zekâ, öğrenmeyi daha kişisel, etkileşimli ve erişilebilir hâle getirebilir. Ancak bu dönüşüm, insan unsurundan koparsa anlamını yitirir. Teknoloji, öğretmeni değil öğretim sürecini dönüştürmelidir. Öğrenciler, makinelerle yarışmak yerine onların rehberliğinde kendilerini tanımayı öğrenmelidir. Geleceğin sınıflarında başarı, algoritmaların değil, insan aklının ve vicdanının gücüyle ölçülecektir. İyi bir eğitim, her zaman insanla başlar.
Yazar: İKRA BEDİR

Bir yanıt yazın